Yedi kişi, bir karpuz, bir kırmızı araba
Bayram sabahı saat dörtte kalkılırdı. Anneannem “trafik olmadan çıkalım” derdi, o zaman trafik diye bir şey yoktu ama olsun. Arabaya yedi kişi binerdik: ön koltukta babam, annem ve kucağında en küçük kardeşim, arkada biz dördümüz, bir de teyzem.
Tavandaki kasaya babamın bağladığı karpuz her virajda bir sağa bir sola yuvarlanırdı. Her yuvarlandığında hep bir ağızdan “karpuz!” diye bağırırdık. Beş saatlik yol böyle geçerdi.
Köye vardığımızda karpuz hâlâ sağdı. Onu dedem kesti, hepimiz bahçede yedik. O günden beri hiçbir karpuz o kadar tatlı gelmedi.